Eğitimde Değişim Mümkün mü?

Firmalar hem çalışanların gelişimini hem de şirkete katkı sağlamak amacıyla eğitimler planlıyor ve gerçekleştiriyorlar.  İşin zor yanı ise genellikle eğitimlerin bu amaca hizmet edip etmediğinin değerlendirilmesi oluyor. Her bir eğitim için eğitim ihtiyaç analizi yapılması ile başlayan süreç, eğitim tamamlandıktan sonra eğitim etkinliği değerlendirmesi ile tamamlanıyor. Eğitim ihtiyaç analizi, eğitime katılacak grup, grubun ve şirketin eğitimden beklentisi düşünülerek yapılıyor. Eğitmen ile görüşülerek içerik oluşturuluyor ve eğitim planlandığı şekilde gerçekleştiriliyor.

Tabi anlatmak kadar kolay olmuyor tüm bunları yapmak. Çünkü ihtiyaç analizinin yapılması aşamasında eğitim sonrasında nasıl bir çıktı, eğitimde nasıl bir değişim yaratmak istediğinizi de tanımlamanız gerekiyor. Yani bir planlama-öngörü yapılması gerekiyor. Örneğin planladığımız bir Kaizen eğitimi olsun. Bu eğitimden sonra, “katılımcıların Kaizen yapmasını mı bekliyoruz ya da Kaizen hakkında sadece teorik bilgi edinmesini mi istiyoruz” bunu bilerek eğitimi planlamalıyız. Katılımcıların Kaizen yapmasını istiyorsak aldıkları 1-2 günlük eğitimden sonra işe dönen çalışan, bu eğitimle kendisinden istenileni yerine getirebilecek durumda olacak mı?

1-2 günlük eğitimde değişim mümkün mü? 1 ya da 2 günlük Kaizen eğitimine katılan kişilerin eğitim sonrası hiç destek almadan bu çalışmaları yapmalarını bekliyor muyuz gerçekten?

Katılımcılar genellikle eğitimden birçok bilgiyi edinmiş olarak ayrılırlar. Belki de o zamana kadar bilmedikleri bir çok konuyu duyar, teorik olarak öğrenirler. Ancak eğitimde geçirilen zamana değmesi için hem eğitmenlere hem de katılımcılara ciddi iş düşüyor. 7-8 sene önce katıldığım Liderlik eğitiminde, eğitmenin bizi yönlendirmesinin de etkisiyle beni tanıyan kişilerden geribildirim aldım. O eğitimden sonra “fazla kontrolcü ve planlı olmaktan” vazgeçmem gerektiğini fark ettim. Bunu hayata geçirebilmek için kendime bir aksiyon planı oluşturdum. “Bu planı oluşturdum ve hayatım değişti” diyemiyorum tabi 🙂 Ama bu plan ile birlikte kontrolcülüğümün arttığını fark ettiğim anlarda kendimi dizginledim, ilk zamanlar bilinçli olarak davranışlarımı seçtim ve yönettim. Bir süre sonra ise artık bu, benim rutinim oldu.

Eğitimde aldığımız bilgilerin hayata geçirilmesi, eğitimde yer alan tüm tarafların görevi. Yani hem eğitmen hem de katılımcının bu eğitimde öğrenilenlerin kullanılmasında katkı sağlaması gerekiyor.

Eğitim etkinliğini ölçme ve değerlendirmenin tanımlanmış birkaç yöntemi var. Burada Kirkpatrick modelinden kısaca bahsedecek olursak;

  1. 1.seviye (Tepki)           : Katılımcılar eğitimi beğendi mi?
  2. 2.seviye (Öğrenme)     : Verilen bilgileri öğrendiler mi?
  3. 3.seviye (Davranış)      : Eğitimde alınan bilgileri kullanıyorlar mı?
  4. 4.seviye (Sonuçlar)     : Eğitimden sonra kalite, maliyet, iş güvenliği, sevkiyat performans göstergelerimizde değişiklik var mı?

Bazı eğitim değerlendirme modellerinde yukarıdakilere ek olarak ROI (Return on Investment) – Yatırımın geri dönüşü hesaplaması bulunuyor. Bu da, eğitim için ödediğimiz ücretin eğitimde öğrendiklerimizi uygulayarak ne kadarını geri kazandığımızın hesabıdır.

3.seviye ve 4.seviye etkinlik değerlendirmeyi yapabilmek için, eğitmen ile eğitim öncesinde, sonuçların nasıl takip edileceği mutlaka belirlenmeli. Aksi takdirde eğitimde harcadığımız günler boşa geçen, israf ettiğimiz zamandan öteye geçemez.

Siz eğitimleriniz sonrasında bu videoda olduğu gibi teorik bilgiye mi yoksa hayatınızda kullanacağınız davranış değişikliklerine mi kavuşuyorsunuz?

VİDEO

Eğitimde değişim ya da eğitim ile değişim mümkün. Ancak eğitimde değişim ve başarı, tüm diğer süreçlerde olduğu gibi kriterler, girdiler ve çıktılar doğru tanımlandığında mümkün.

Sizce eğitimlerin değerlendirilmesinde eğitmene ve katılımcılara düşen görevler neler? Paylaşalım, değişim yaratabildiğimiz eğitimlerin sayısını arttıralım.

 

Hayaller ne zaman gerçekleşir?

Hayallerimizin hedeflerimiz haline gelmesi için belki herkesin kendisine çizdiği bir yol var. Özellikle 2014 yılından beri benim yöntemim, hayallerimden en çok gerçekleşmesini istediğim üçünü seçiyorum. Bu sayı benim için 3, belki başka birileri daha fazlasını yapabilir. Bu 3 hedefim için sırasıyla aşağıdakileri yapıyorum:

  1. Hedefimi tam olarak (tarih ve kaynak kısıdıyla birlikte) belirliyorum.
  2. Bu hedefleri gerçekleştirebilmem için hangi sırayla ne yapmam gerektiğini yazıyorum. Aksiyon planı oluşturma-ama yazılı olarak.
  3. Sonra da gerçekleşen gerçekleşmeyen takibi yapıyorum.
  4. Gerçekleştiremediklerim varsa onlar için ne yapmam gerektiğini belirliyorum.

2016 için planlarım aşağıdakilerdi:

  • Ailemle daha fazla vakit geçirebilmek
  • Yeni bir iş, ama benim işim – Esnek çalışma saatleri olan 🙂
  • Kitap yazmak

Ailemle daha fazla vakit geçirmek istiyorum, çünkü hem 2 çocuğumla hem eşimle hem annemle hem de kardeşimle geçirdiğim zamanlar bana yetmiyor. Hepsiyle ayrı ayrı bambaşka şeyler yapmak istiyorum, ama zaman yetmiyor.

Yeni bir iş… Hem daha fazla yaratıcılığımı kullanabileceğim bir iş -ki bu yaratıcılık konusunda Creative Confidence (Yaratıcı Özgüven) kitabı karar almamı kolaylaştırdı- hem de birinci hedefimi de gerçekleştirmemi destekleyeceğini düşündüğüm için beni iyi hissettireceğini düşünüyorum.

Kitap yazmak… Yazmak çocukluğumdan beri beni çok rahatlatır. Kendimce küçük küçük hikayeler yazdım, çok uzun seneler günlük yazdım. Kızıma hamileydim ona bir şeyler yazdım(k). (Eşimle beraber) Sonra kızım 2 yaşına gelinceye kadar yazdım. Şimdi oğlum için yazmaya çalışıyorum. Blog yazıyorum. Ve hepsinden çok keyif alıyorum… Bir gün kızım “büyüyünce sence ne olayım anne?” diye sordu. Yazar mı oyuncu mu ressam mı? Hangisini isterse onu seçmesi gerektiğini söyleyince benim fikrimi öğrenmek istediğini söyledi. Ben olsam yazar olurdum, yazı yazmayı çok severim çünkü dedim. Keşke yazar olabilseydim dediğimde kızım neden şimdi olmuyorsun dedi. Evet! Neden şimdi olmuyorum? Tersine mentörlük bu olsa gerek! Yazar olurum olamam, kitabım okunur okunmaz bilemem ama denemeye değer. Lisedeki edebiyat öğretmenim Zühtiye Yılmaz’ın verdiği hacca giden karınca örneği gibi…Hacca giden karıncaya senin ömrün yetmez gitmeye demişler. Karınca “olsun hiç değilse hac yolunda ölürüm”demiş.

Şimdi bunlardan ilk ikisi gerçekleşti, kendi işim var ve çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyorum. Kitabı da yazmaya başladım, 2017 Haziran bitirmek hedefim.

Planlarınız ve arkasında bir aksiyon planınız var mı? Tüm bunları yapmak için de çaba sarf ediyor musunuz? Emin olun emeğinizin karşılığını alacaksınız.

İnsanlar Neden Problem Çözemezler?

Problem çözmedeki amacımız, karşımıza çıkan problemlerin temelindeki “kök nedeni” bularak tekrarlamayacak şekilde ortadan kaldırmaktır. Problem çözemeyen insanlar ise yangın söndürme faaliyetleri ile problemin üstünü kapatıp kök nedeni bulamadıklarından aynı problemi tekrar tekrar yaşarlar.

Kök neden analizini yapılamamasının altında yatan 4 temel neden var:

1. Çoktan seçmeli eğitim sistemi

Problemlerde kök nedene ulaşabilmek için doğru soruları sormak gerekiyor. 5 neden analizini doğru yapabilmek, ancak doğru soruları sormakla mümkün. Peki 20-25 yaşına kadar çoktan seçmeli bir eğitim sisteminden geçen insanlardan o yaştan sonra soru sormalarını beklemek ne kadar doğru?

Problem çözmede en üst performans gösteren öğrenci oranı OECD ortalaması %11 iken Türkiye’de bu oran %2. Verilere göre, bu oran çocuklarda hiçbir şey yapmasak %5 olarak gerçekleşecek. Eğitim sistemimiz ile biz o oranı, %5ten %2ye düşürüyoruz. Çocukların soru sorabilecekleri, sorup öğrenebilecekleri bir ortam yaratmadığımız için.

Soru sormaktaki b eksikliğimiz nedeniyle, kök nedeni bularak çözüme ulaşmak yerine, konuya uygun görülen çözüm yerine getirilir. Sonra bu süreci mutlaka dokümante etme gereği varsa geriye dönük o çözüme uygun kök neden analizi uydurulur.

Problemlerin ortaya çıkması ile başlayan süreçte, aşağıdaki grafikte olduğu gibi önce çözümler listesi oluşmalı. Daha sonra o çözümlerden uygun olanlar seçilerek sonuca ulaşılmalıdır.

2. Suçlayıcı şirket kültürü

Bazı firmalarda problemleri dile getirmek problem olarak değerlendirilir ve bu suçu kimin işlediği bulunmaya çalışılır. Bunun nedeni, süreçlerin değil, insanların konuşulduğu, problemlerin dile getirilmesinin teşvik edilmediği suçlayıcı ve yargılayıcı şirket kültürüdür.

Suçlayıcı şirket kültüründe, çalışanlar ya da departmanlar top çevirip mümkün olduğunca durumdan kendilerini kurtarmaya çalışırlar. Her bir birey ya da departman en başarılı olmak için çalışır. Herkes hata yapmaktan korkar, çünkü sonunda başarısızlıkla suçlanma ve performans görüşmelerinde bu hataların yüzüne vurulması riski vardır.

Şirketin yararı düşünülemediğinden, problemlerin gerçek kök nedenlerinin bulunup çözüme kavuşturulması mümkün değildir. Bu da, şirketi iyileştirmeye ve gelişime kapalı bir şirket haline getirir.

3. Problemi yerinde tespit etmeme ve veri toplama-analizi yapmama

Problemin oluştuğu sahaya inip problemin oluşumu ile ilgili gözlem yapma kısmımız eksik.

Gözlem yaparken uygulama alanında;

  • Gerçekleşen OLAYLARı görmek
  • Problemi yaşayan insanların görüşünü almak, BİLGİ TOPLAMAK

gerekir.

Oysa yapılan “olsa olsa bu problemin nedeni şudur” şeklinde masa başındaki varsayımlarla doğru çözüme ulaşmak olası değildir.

Gözlem aşamasında ya da sistemden topladığımız bu verileri de belli bir sınıflandırma ile analiz edersek problemin gerçek kök nedenine o kadar kolay ulaşırız.

4. Denemekten vazgeçmek

Her problemin çözümü, alınan ilk aksiyonda bulunamamış olabilir. Bunu ilk deneme kabul edip çözümü bulurken nerede hata yapıldığı bulunmalı ve çözüm aramaya devam edilmelidir.

Genellikle ilk denemelerde yaşanılan hüsranlar sonrasında problemler kabul edilir, kanıksanır. Firmalarda da özel hayatta da hiçbir problemin çözümsüz olduğu düşünülmemeli. Mutlaka bir yol var, henüz o doğru yolu bulamadık diyerek devam etmeli.

Hepimizin hayattaki çözüm arayışlarında, aşağıdaki videodaki bebek Gavin’in çözüme ulaşma isteğini ve çabalarının sonundaki başarısını bulması ümidiyle…

Kurallara Uymayı Kolaylaştırmak

Kurallara her zaman uyulur mu? İnsanlar hayata ya da yaptırımlara-kurallara uymadığı zamanlar, olması gerekenlerden saptığımız anlar problemlere neden olur. Peki bizi bu sapma anlarına iten nedenler neler?

  • Kurallar uymamız için uygun tasarlanmamış olabilir.

          Örneğin, trafik hız tabelalarında uygun hızların belirlenmemiş olması

  • Kuralların uygulanma gerekliliğinin altında yatan nedenler anlatılmamış olabilir.

          Örneğin, sürücülerin yaya geçitlerinde yayalara yol vermemesi

  • Esnetilebileceği düşünülen ya da başkaları öyle yaptığı için uygun görülmüş olabilir.

          Örneğin, iş yerinde öğle yemeği aralarının esnetilmesi

Her bir konuya baktığımızda insan hatası ve insanların uyarılması yoluyla giderilebileceği algısı oluşabilir. Ancak her problemde olduğu gibi bu problemde de daha derine inmek, gerçek sebebi bulmak gerekir.

Örneğin sürücülerin yaya geçitlerinde yayalara yol vermemesi problemi.

Neden sürücüler yaya geçitlerinde yayalara yol vermiyor? Kuralları bilmediğinden değil. Belki herkes öyle davrandığı için, belki konunun öneminin farkında olmadıkları için, belki de ehliyet almadan önceki eğitimlerinde bu konunun üzerinde yeterince durulmadığı için. Son dönemlerde bu probleme bulunan çözüm ne? Hemen her yaya geçidine trafik lambası koyarak sürücülerin mecburen durmasını sağlamak. Nedenini araştırmadan aldığımız bu aksiyon, trafiği belli alanlarda daha da arttırmaktan ve bizlerin trafikte geçirdikleri süreyi arttırmaktan başka bir işe yaramıyor. O insanlar -bizler- hala yaya geçidinde yol verilmesi gerektiğini öğrenemiyoruz. Bu yaptığımız tam olarak “tekdirle uslanmayanın hakkı kötektir” deyip harekete geçmek oluyor.

İş yerinde öğle yemeği aralarının esnetilmesi örneğine gelirsek… Birileri belirlenen 45 dakikalık öğle yemeği arasına uymuyor, zamanı esnetiyor diye süreyi 1 saate uzatırsak problemi çözmüş olur muyuz? Bu kararı alan şirketler var. Onlara dönüp şunu sormak istiyorum, 1 saat olarak belirlenen yeni süreye uymayanlar olursa süreyi 1 saat 15 dakikaya uzatmak yeni çözümleri mi olacak? (Uzatılan yemek arası zamanı iş bitiş saatine ekleniyor tabi)

Ya da her iki örnekte de olduğu gibi kararlar aldığımızda, bu şekilde davranarak kurallara uyanları da cezalandırmış olmuyor muyuz?

Oluşan bir problemin altında yatan kök sebep bulunmadan alınan aksiyonlar bir tür yangın söndürme faaliyeti olmaktan öteye geçemiyor.

Şimdiye kadar bahsettiklerimiz hep kurallara uymayanları cezalandırmak yönündeydi. Bir de bu kurallara uymayı insanlar için cezbedici hale getirsek. Yaya geçitlerinde yol veren sürücüleri kamera ile tespit edip ödüllendirilmelerini sağlasak.

Volkswagen “Fun Theory” uygulamaları içinde yapılan bir proje var, proje İsveç’te yapılıyor. Videosunu aşağıdaki linkte görebilirsiniz:

“Fun Theory – The Speed Camera Lottery” projesinde insanların araç kullanımı takip edilip görüntüleyen kamera sistemi kuruluyor. Hız limitinin altında kalanlara piyango çekilişi yapılacağı duyuruluyor. Verilecek ödülün maliyeti ise kesilen cezaların parasından karşılanıyor. Bu kameranın hayata geçirilmesiyle birlikte 3 günde, uygulamanın olduğu bölgede %22 oranında bir yavaşlama olduğu gözlemleniyor.

Kök sebebi bulmanın ardından bu tip oyunlaştırma faaliyetleri ile insanları sürecin içine daha fazla katsak ve kurallara eğlenerek uymalarını sağlasak hepimizin kazanacağı ve eğleneceği zamanlar yaratabiliriz. Problemlerimizden eğlenceli zamanlara geçmenin de yolunu bulmuş oluruz.

Oyunlaştırma konusunda önümüzdeki günlerde daha detaylı bir yazı yazmayı planlıyorum.

Bol oyunlu kurallar dileğimle…

Gelecek An’lar İçin Bugün Başla

Hayatımızda birçok olay oluyor. Bazı olayları ve bunların karşısındaki hislerimizi fark ediyor, anılarımız arasına o duygularla birlikte ekliyoruz. Zaman akıp giderken, bugünden dündeki halimize bakınca değişimi görebiliyoruz. Değişim sürekli, biz bu hayat koşuşturmacası içinde bu değişimi ya da neden değiştiğimizi fark edemiyoruz. Ama eminim hepimiz, değişimin hayatımızın bir parçası olduğunu kabul ediyoruz. Herakleitos’un dediği gibi “Aynı nehirde/suda iki kez yıkanılmaz.”. Ne nehir aynı nehir, ne de içine giren biz aynı biz. Değişimi bu kadar sürekli kılan ve hayatımıza yön veren ayrıntılar, bilinçli olarak seçim yaptığımız ve farkında olduğumuz ya da bilinçsizce bir yoldan gittiğimiz zamanlarda oluşuyor. Bilinçsiz yol tercihlerimizde de, o olayı ya da durumu tam olarak fark edemediğimiz anlar olabiliyor. Geçmişte oluşmuş değişim “an”larımız var, belki geriye bakıp düşündüğümüzde nedenlerini bulabileceğimiz zamanlar… Gelecek “an”lar ise, bizim için hala mutluluğun habercisi olacak zamanlar ve bu anları oluşturmak elimizde.

Tüm girdilerin aynı olduğu, yani bu hayatta aynı zaman, aynı yer ve aynı şartları yaşayabileceğimiz tek bir an olduğunu bilmek size ne hissettirir bilmiyorum ama, bana her anın kıymetini bilmem gerektiğini hatırlatıyor. Mutluluğu hissetmek, gülmek, paylaşmak, sevmek, üzülmek, ağlamak, heyecanlanmak için “an”ları doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu hayatta sizin için değerli olan ne? En çok hangi duyguyu, olayı yaşamak istiyorsunuz? İnsanlara bir şey söylemek isteseniz, ne söylerdiniz? Geçenlerde bana bir billboard verdiler (hayali tabi 🙂 ), ne istersem yazabileceğimi söylediler. Ben “Siz yap(a)mazsanız, (sizin için) kimse yapmayacak” yazdım. Hem kendimiz için hem de başkalarına fayda sağlamak için biz bir şeyler yapmazsak kimse yapmayacak. Ben, önce kendimizden başlayalım, sonra başkalarına faydamız dokunsun diyorum.

Size bir billboard verilse siz ne yazardınız? Bunu yazmanızın altında yatan nedeni hiç düşündünüz mü?

Hadi, şimdi düşünmeye başlayın. Belki düşündükleriniz 2017 yılınıza yön verir…

Lean Hospitals & Mark Graban

I had an interview with Mark Graban, and thanks him to have time to answer me.

It was pleasure for me to have the answers from him and get his experience about Lean.

Mark Graban is an internationally-recognized leader in “Lean Healthcare.” is the creator of LeanBlog.org and author of the books Lean Hospitals, Healthcare Kaizen, and The Executive Guide to Healthcare Kaizen.

He and his jobs shows that it is obvious Lean can be implemented in any sector including as it is done in automotive sector.

You can have more detailed information about him from below web site:

https://www.markgraban.com/

Here you can find interview with Mark Graban:

(T: Tulay & M: Mark Graban)

T: How many years have you been working on Lean hospitals? Why and how do you choose to implement Lean tools in the hospitals? Most people think that Lean tools only can be applicable in manufacturing sites.

M: I’ve been working in healthcare for over 11 years now, after 10 years focused in manufacturing and the for-Tprofit sector. I had an opportunity to take a job with a consulting group that was part of Johnson & Johnson, called ValuMetrix Services. ValuMetrix taught Lean and coached healthcare organizations through projects that did more than implement Lean tools. We also taught them about the Lean management system and the culture and philosophy of Lean. Tools might be a good start for many organizations, but tools alone don’t make an organization Lean. The right tool in the wrong sort of culture might be counterproductive. For example, an “andon cord” type process won’t work in a healthcare organization that blames individuals for problems instead of looking at systems, for example. People would be afraid to point out problems, which means the tool wouldn’t be useful.

If a healthcare organization and its leaders can adopt the right philosophy, working toward a Lean culture, then Lean tools and methods certainly make a difference in healthcare, as it does in other non-manufacturing settings. Lean isn’t about a better way to build cars; it’s about a better way to solve problems, a better way to study and improve work, and a better way of leading people.

T : On your web site you tell that you prefer to help clients by focusing on short, strategic engagements that provide specific experiences or value to an organization, leadership team, staff and patients. And acting like advisor or coach as part of an ongoing relationship over time. Does it mean you’re teaching them how to figure out Lean by themselves? When you start a Lean journey in a hospital, how do you act?

M: I think any good Lean coach, and I try to be one, helps others by helping them understand problems and identify solutions to test and evaluate, rather than just giving them answers or a “roadmap.” We’re trying to teach people how to think and improve more scientifically instead of just telling them what to do.

Most hospitals are large, complex organizations with a lot of silos and separation across departments. I don’t think any organization “gets Lean” across the entire organization in a short period of time. We have to start somewhere. That usually means piloting the Lean approach in one department or one “value stream.” Some call this a “model cell” or a “model line”. We can demonstrate that Lean methods are helpful and that Lean management approaches are the better way. Then we can try to spread the approach, with our lessons learned, to other parts of the organization overtime.

T: What kind of hospitals do you work with? I mean the hospital already started to apply Lean tools or just want to start but they don’t know where they should start? Are they mostly big hospitals, small hospitals or hospital with so many wastes?

M: Believe it or not, there are some hospitals that have still not started their Lean journey in the year 2016. Or they have just barely started. So, sometimes a health organizations get started and, hopefully, Headed down to a good path of learning and improvement. Other times, I get brought in after an organization has been on this “Lean journey” for a couple of years and they’re trying to figure out, for example, why employees or managers are not “buying in” to Lean. Answering that question requires that we ask “why?” instead of blaming people for not buying in. maybe the organization hasn’t done a good job of explaining what Lean is read or, they’re not engaging people to solve problems that mattered to them and their patients.

When you ask about the size of the organization, it’s interesting to see that organizations of all sizes can make an excuse about why Lean is not a good fit for their organization. Some small hospitals say they’re too small for Lean to be helpful (or they can’t afford to get started, they think). Other hospitals say they’re too large and that culture change seems impossible. As the expression goes, the best time to start with Lean was 10 years ago. The second best time to start this now

T: What is the first step you suggest to hospitals that want to apply Lean tools?

M: If a hospital says they want to apply Lean tools, one of the first things I would do is try to help them understand the philosophy, the culture, and the management system of Lean. It’s a fairly common question for people to ask what tools or methods they should start with. I usually try to reframe the question and ask them what problems do they need to solve. Taiichi Ohno, one of the creators of the Toyota Production System, said to “start from need.” John Shook of the Lean Enterprise Institute asks, “What problem are you trying to solve?” We have to solve problems that matter and there are far too many important problems and healthcare, including patient safety and quality, not just cost.

 

T: Mostly the subject talked about Lean applications is whether we really have an improvement, was it measurable, and was it statistically significant. Do you have any proven way to make them believe they would actually have improvement, especially money savings?

M: Sure, we have to try to measure and see the impact of our improvements in the quantitative way. We can’t just say we feel like things are better. Now there are many categories in which we would generally try to find improvement, not just financial measures. A Lean organization generally focuses on safety, quality, delivery (flow or access), cost, and employee morale. Many of our KaiNexus software customers use our software platform to track and measure the impact of Lean and continuous improvement in their organizations. Sometimes, we have to ask the finance department to validate cost savings or ROI. Other times, we can use statistical methods like control charts (or Statistical Process Control) to see if we have a meaningful and sustained change in what we’re measuring.

 

T: Is there any software you implement in hospitals to track improvements, operations and savings? If yes could you please explain it a little bit?

M: Yes, so like I mentioned, KaiNexus is a system that hospitals (and now organizations in other industries) use to manage improvement efforts and measure savings. It’s a web-based system of that everybody in the organization would have access to. People can identify problems, large or small, and start working with their teams to identify countermeasures or solutions that they can test and evaluate. People also manage their A3 problem-solving templates and kaizen events in the system, along with larger projects. They use the system to track performance measures and gauge how much of a difference their improvement activities are having on those measures. It’s built off of a kaizen –based approach to improvement, as the company’s CEO and cofounder is an emergency room physician who was taught the kaizen style of continuous improvement while working at hospital over 10 years ago. People can learn more about the company and our approach at http://www.KaiNexus.com.

T: If you evaluate last 10-15 years, is there any difference? What is easier and what is more difficult than before?

M: Compared to 10 years ago, I think most leaders in healthcare have heard about Lean. So, 10 years ago we were having to have very basic introductory conversations about Lean, and we were trying to convince people of this approach would even be applicable in healthcare. All we had were a few early case studies to show that this approach worked in hospital labs and other settings. Today, we have a slightly different problem where people say they understand Lean, but that doesn’t always really seem to be true. For example, they have the mistaken assumption that Lean is only about efficiency or cost savings. So, now we sometimes have to help people unlearn what they thought they knew about lean to learn, instead, a more accurate version of what they were taught or what they thought they understood. What’s easier today is that we have far more case studies from around the world showing that lean can be a very helpful approach. That doesn’t mean that Lean always works, but we’ve proven that it can work given the right leadership and the right circumstances.

Özgür ve Mutlu olmaya destek olmak ister misiniz?

Belki de çocukluğumuzda kendimizi daha iyi tanıyoruz, ne istediğimizi ve neleri yaparken kendimizi iyi hissettiğimizi daha iyi biliyoruz. Hangi dönemde vazgeçiyoruz bizi mutlu eden şeyleri yapmaktan ya da sorular sorarak doğrularımızı bulmaktan?

Vazgeçtiğim zamanı hatırlamıyorum. Ama aramaya başladığım ya da bulduğum zamanları hatırlıyorum. Lisedeyken okumaya başladığım kişisel gelişim kitapları, üniversitede Felsefe bölümünde okuyan ev arkadaşım sayesinde derinlik kazandı. Onların ödevi olarak verilen Spinoza, Karl Marx, Nietzsche kitaplarını okuyarak bambaşka bir dünyaya daldım. Onlar sayesinde keşfettiğim yeni kitaplar da oldu. Şimdi fark ediyorum ki üniversitedeki bu minik adımlar, o dönemde beni çok yoran bazı alışkanlıklarımı, duygularımı dizginlemeye ve hatta bazılarını ortadan kaldırmaya destek olmuş. İşte vazgeçtiysem aramaya başladığım ve yavaş yavaş bulmaya başladığım zamanlar bu şekilde felsefe bölümünde okuyan arkadaşım sayesinde başladı.

Kendimle ilgili en büyük tespitlerim ve farkındalığımın büyük oranda artması ise 30lu yaşlarda hamileliğimde başladı. Kızımıza iyi bir ebeveyn olmak ve onun kendini severek mutlu olacağı bir yaşamı sunmak için önce kendimizi tanımak gerekiyordu. Benim zayıf yanlarım, korkularım onu etkilememeliydi. Aslında temelde yapmak istediğim şey onu kendi olabilmesi için özgür bırakmaktı. Bunun için tercihlerini sormak ve seçimler yapmasına izin vermek.

Kendi isteklerine uygun olarak ilerlemesine imkan sağlamak. Bu özgürlüğü çocuklarımıza, birlikte çalıştığımız ekibe, herkese sağlamamız gerekiyor. Suyun akıp yolunu bulmasına sadece öylece oturup seyirci kalmak değil, gerekirse mentörlük yaparak ya da kendi yolunu çizmesine yardımcı olacak soruları sormak. Çok mu zor insanları seçimlerinde özgür bırakmak, yapacakları işleri nasıl yapacaklarına karar vermelerini sağlamak? Bu yolda onlara destek olmak? 


Peki nereden başlamalı?

Benim yolculuğumdaki adımlar aşağıdaki gibi gerçekleşti:

  • Tanıma: Kişinin önceliklerini, yeteneklerini, ne ile uğraşırken zamanın geçtiğini fark etmediğini, neleri yapmak konusunda zorlandığını öğrenmek.
  • Farkındalık yaratma: Siz onu tanırken onun da kendisini tanımasına destek olmak.
  • Mutluluk anlarını arttırma: Yeteneğini ve güçlü yönlerini kullanacağı, yaptığı zaman dünyayı unuttuğu işleri yapacağı zamanları arttırma konusunda yardımcı olmak.
  • Özgür bırakma: Her ne yapıyorsa yapsın “nasıl” yapacağına karar vermek konusunda özgür bırakmak.

İster çocuğunuzla ister ekip arkadaşınızla izleyin bu yolu, vazgeçtikleri, kaybettikleri ya da henüz keşfedecekleri mutluluk ve özgürlük yolunu bulmakta destek olacaksınız onlara.

Çocukların fikirlerini almak, onları anlamak denildiğinde son zamanlarda aklıma tek bir örnek var. Finlandiya örneği ve işte videosu:

Oyun alanı ile ilgili değişiklik yapılması gerektiğinde mimarlar çocuklarla konuşuyor. Değer verdiğinizi gösteren daha zekice bir fikir aramaya gerek var mı? Çocuklarınıza, ekibinize sadece ne yapmak istediklerini sorarak başlasak sizce nasıl olur?

Siz de böyle bir destek için yaptıklarınızı paylaşırsanız, paylaşarak çoğalalım 🙂

Yalın Yönetim Mühendisliği Programı

  • Değer yaratmayan işleri tanımlamaya ihtiyacınız mı var?
  • Problemleriniz tekrarlıyor ve kalıcı çözüm bulamıyor musunuz?
  • Maliyetleri düşürmek mi istiyorsunuz?
  • Kaliteyi iyileştirmek için neler yapıyorsunuz?

Eğitim başlıkları ;

  1. Yalın Yönetim / Yalın Düşünce
  2. Değer Akış Haritası
  3. Kaizen
  4. Problem Çözme Teknikleri
  5. Poka Yoke

Kasım ayındaki 3 günlük eğitime katılın, sorularınızın cevap arayalım, bulalım.

Finansta Yalın

Yalın Yönetim, savurgan proses uygulamalarının ortadan kaldıran ile çalışan performansını en üst düzeye çıkaran karşılıklı bağımlı stratejilerin olduğu entegre bir sistemdir. Bu sistemde odak noktası değer katmayan operasyonların azaltılması ve israfların ortadan kaldırılmasıdır. Yalın çalışmalar kalite, zaman ve finans ve muhasebe tarafından ortaya çıkarılan değerin iyileştirilmesini sağlayabilir. Hiçbir operasyondaki uygulamasında olmadığı gibi burada da muhasebe ve finans hizmetlerinin ana süreçlerinde değişiklik yapmaz, sadece bu fonksiyonların gerçekleştirilebilmesi için prosesi sadeleştirir ve hataların, fazlalıkların ve israf adımlarının tespitini kolaylaştırır.

Yalın yaklaşım uygulanarak yapılandırılan finans prosesleri, %40-60 adam.saat iyileştirmesi sağlamaktadır. Finansta bu iyileştirmeler yaygın olarak ay sonu kapanışı, bütçeleme, tahminleme ve analiz, yönetim raporlamaları konularında yapılıyor. PWC danışmanlık firmasının bir müşterisi ile yaptığı çalışmanın sonucuna göre şirket Yalın çalışmalara başladıktan 3 ay sonra tablo aşağıdaki gibi oluyor:

Hazırlamak için harcanan  iş gücünde azalma sonuçları :

finans

Birçok firmada yapılan çalışmalarda elde edilen getiriler benzerdir. Örneğin Toyota Motor Satış finans bölümünde yapılan çalışmalarla 1 yıl sonunda tamamlanan birçok Kaizen projesi ile aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir.

  • 59 ekip oluşturulmuş
  • 122 proje başlatılmış
  • 11.000’den fazla iş gücü saati kazanılmış

Yapılan çalışmalar arasında teknik açıdan karmaşık olmayanlar olduğu gibi akış haritaları yapılmasını gerektiren büyük projeler de yer almıştır. Ancak Kaizen çalışmalarının kültür haline gelebilmesi için, finansta başlangıçta çabuk ve kolay kaizenlerle başlanılması teşvik edilmiştir.

İyileştirme yapılacak alanları bulmak için kendilerine sormaları gereken sorular:

  • bütün yönetim raporları, işi yürütebilmek amacıyla mı üretiliyor?
  • tüm faturalar ilk seferde doğru basılıyor mu?
  • gereksiz datayı defalarca giriyor muyuz?
  • tüm raporlar için bilgiler otomatik olarak tek bir kaynaktan türetilmekte mi?
  • masraf tahsisleri karar verme prosesine değer katıyor mu?
  • bütçeleme süreçleri düzgün ve verimli bir şekilde ilerliyor mu?
  • forecast süreci ile raporlama süreci entegre mi?

Soruların cevabını ararken, süreçlere değer katacak alanların oranını arttırmak her anlamda kazancı arttıracaktır.

İyi uygulanmış Yalın süreç iyileştirme çalışmaları, finans fonksiyonlarında yüksek değer taşıyan iş konularına odaklanmasını sağlayarak hem zaman hem harcanan çabada tasarruflara neden oluyor. Her fonksiyonda olduğu gibi değere odaklanan projelerde kazançlar yüksek oluyor.

Değer katan operasyonların oranını arttırdığımız fonksiyonların çoğalması dileklerimle…