MUTLU ve TUTKULU

Benim 99 yaşına kadar yaşama hedefimi duyduklarında bana baktıkları gibi, mutlu olarak çalışmak diyen kişiye de tuhaf gözlerle bakılıyor. Sanki 99 yaşına kadar yaşamanız o yaşlarda hasta, yatalak olmanız anlamına geliyor gibi. Nasıl ki 99 yaşına kadar sağlıklı ve dinç yaşamak nasıl mümkünse mutlu olarak çalışmak da pekala mümkün.

yaşlılık

Son dönemde çalışanların bağlılığı, bağlı olmayıp adanmış olması üzerine birçok yazı, kaynak görüyoruz. Bu yazılanlar arasında, bağlılığı olup uzun süre çalışan kişilerin düşük performanslı olabildiği de var. Buradan yola çıkarak uzun süre bir yerde çalışmak aslında ne bağlı ne de mutlu olduğunuzu gösteriyor.

Yine yapılan araştırmaların, yazılan makalelerin çoğu mutlu çalışanların performanslarının yüksek olduğunu ve daha başarılı olduklarını gösteriyor. Harward Bussiness Review 2012 Ocak-Şubat sayısına göre mutluluk bulguları şöyle:

“….hissedarlara da fayda sağlayan çalışan mutluluğuna giden tek yol, önemli bir işin iyi şekilde tanımlanmasından kaynaklanan kendini gerçekleştirme duygusundan geçer. Sadece çalışanları “mutlu” kılmayı değil, aynı zamanda onların harika şeyler yaparak mutlu olmalarını arzulamalıyız. Kısacası çalışanlarımızın şirketin misyonu ve başarısı için tutkulu taraftarlığını, onların da müşterilerin tutkulu taraftarlığını kazanmalarına yardım ederek elde etmeliyiz.”

Bu tanımdan yola çıkarak düşük performans gösterip uzun yıllar aynı şirkette çalışanlar “mutlu” değil, olsa olsa hallerinden memnun ve kanaatkar olarak tanımlanabilir.

Zappos firması, mutluluğu kültürlerinin merkezinde gören şirketlerden biri. Jeff Sutherland’in kitabında verdiği Zappos örneğine maddeler halinde bakalım.

  1. Şirket içinde herkesin birbirine bağlı olması
  2. İK Yöneticisi Christo Foley’in “askeri eğitim kampı” dediği sürecin herkes için uygulanıyor olması
  3. Şirket içi işe alım (rotasyon / terfi) yapılması
  4. Çalışanların birbirine uzmanlıkları ile ilgili, gönüllü olarak eğitim vermesi

zappos-1

Şirket içinde herkesin birbirine bağlı olması, daha mutlu, üretken ve yaratıcı bir ortam sağlıyor.

Askeri eğitim kampı şirketin ve kültürün nasıl işlediğinin anlaşılmasını ve işe alımda 2.gözlem dönemi sağlıyor.

Şirket içinde iş değişikliğinin yapılabileceği ya da terfi alınabilmesi insanları motivasyonu yüksek ve mutlu kılıyor.

Çalışanların birbirine uzmanlıkları ile ilgili, gönüllü olarak eğitim vermesi, kişilerin birbirinden öğrenmesini ve kişisel gelişimi sağlıyor. Eğitim konularıysa Finansa Giriş, Yeni Başlayanlar için Kodlama gibi konular.

Sonuç? 2000 yılında 1,6 milyon olan satış rakamından 2008’de 1 milyarın üzerine çıkılması. 8 senede %124’lük büyüme insanların mutlu olarak çalışmasını desteklemek için yeterli bir argüman bence.

Siz ne dersiniz?

Jeff Sutherland’in söylediği gibi mutluluk tanımımız işine olumlu ve tutkulu bağlanmak olursa, yeteneklerini kusursuzlaştırmaya çalışan, mutlu insanlarla birlikte çalışma şansımız olur.

 

SORULAR SORULAR…

Bu yazı, cevaplardan çok soruların olduğu bir yazı olacak. Hayatta hepimize sorulan sorular ya da karşı karşıya kaldığımız durumlar benzer ya da aynı olduğu halde, verdiğimiz cevaplar belirliyor hayatımızın akışını. O cevaplarla yolumuzu belirliyor ve adımlarımızı ona göre atıyoruz. Bu yazı da vizyonunuzu belirlemek, bu vizyonu gerçekleştirmek için adım atmanızı sağlamak ve bu yolculukta yanınızda olmasını istediğiniz kişilere karar vermek için düşünmenizi sağlayabilirse, amacına ulaşmış demektir.

Hazırsanız sorularımıza, yani yazımıza başlayalım.

Neredeyse hepimizin çocukken duyduğumuz bir soru var. Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?

Olmayı hayal ettiğimiz şeyi olabildiğimizi fark ettiğimizde, bu rüyayı gerçekleştirmek için yola çıkıyoruz. Çoğu zaman bu erken dönem hayalleri-rüyaları yerini başka hayallere-rüyalara bırakır. Örneğin ben öğretmen, astronot, Afrika’daki ihtiyaç sahiplerine el uzatan bir yardımsever, yazar ve daha birçok şey olmak istiyordum. Mühendis olup sürekli iyileştirme ve Yalın üzerine çalışmak, çocukluk hayalim değildi. Hatta şimdi olduğu gibi kendi işimin sahibi olmak, danışman, eğitmen olmak erken çocukluk hayallerim içinde hiç değildi.

Hayatımızın bir döneminde, gelecekteki halimizi gözümüzde canlandırıyoruz. Gelecekteki durumumuzun bir vizyonunu yaratıyoruz. Peki bu vizyonu oluşturduktan sonra nasıl takip edeceğiz? Ve hayalimizdeki gelecek duruma eriştiğimizde, bu gelecek durumu yolun sonu olarak görmemek için nasıl devam edeceğiz? Bu hedefe ulaşmak, yolun sonu olabilir mi?

Bunu yalnız başımıza gerçekleştirebilir miyiz? Ben şimdiye kadar yaptıklarımda hiç yalnız değildim. Babam, annem, kardeşim, eşim, çocuklarım, iş hayatındaki mentörlerim, öğretmenlerim hep destekçilerim ya da yeni şeyler öğrenmemi sağlayan kişiler oldu. Hepimizin hayatında ailesi, yakın çevresi, öğrenmesini ve gelişmesini sağlayan kişiler var. Onlar, yıllarını vererek edindikleri deneyimleri ya da bizden farklı bakış açıları ile bize yol gösterenler oluyorlar. Ve eminim benim gibi birçoğumuz da yaptığımız hatalardan çok şey öğreniyoruz.

Şimdi çocukluktan çıkıp gençlik ya da orta yaş evresindeyken sizin vizyonunuz ne? Biraz daha büyüdüğünüzde ne olmak istiyorsunuz? Gelecekte kendinizi gördüğünüz o yerde olabilmek için, ne yapmanız, bundan sonraki hayatınıza nasıl devam etmeniz gerekiyor? Bu yolculukta her şey planladığınız gibi gitmeyecek ya da hatalar yapacaksınız. Hatalarınızdan ders alacak mısınız yoksa ilk hatada hayalinizden vazgeçecek misiniz? Ve en önemlisi bu yolculukta kimler yanınızda olsa, onların yardımını, desteğini alsanız yolculuk zevkli ve kolay hale gelecek?

Vizyon, hayalin hayata geçirilmesini sağlayan mekanizma. Vizyonunuzu ortaya koyduktan sonra amaç ve misyonunuzu da belirlediğinizde hayalinizi geçekleştirmek için önünüzde engel kalmıyor. Sonrasında hayattan daha çok keyif alıp zamanın nasıl hızlı aktığına siz bile hayret edeceksiniz. Ken Blanchard’ın dediği gibi “Size zamanı unutturacak kadar keyif veren şeyleri bulmak istiyorsanız kişisel misyon ifadenizi yazın.”

Hayallerinizi gerçekleştirmek için ilk adımı bugün atın, kişisel vizyonunuzu ve misyonunuzu belirleyin.

BEYNİMİZ ve YAPABİLDİKLERİMİZ

Yeni bir şeyler öğrenmek, bildiklerimizi daha iyi yapabilmek için bazı adımları sırayla atmamız gerekiyor:

  • İstek
  • Bilgi
  • Beceri
  • Tutum

İstek, “0” ların başındaki “1” gibi. Baştaki “1” olmazsa elimizde bir hiç kalıyor. Öğrenmek, bildiklerimizi daha iyi yapabilmek için istekli olduk, sonra ne yapacağız?

İşin teorik bilgisini öğrenmek, öğrendiğimizi uygulamaya geçirmek ve sonrasında bunu sıklıkla tekrar ederek davranış, tutum haline getirebilmek. Araba kullanırken vites değiştirmeyi düşünerek yapmamak, piyano çalarken basmanız gereken notaların yerlerine değil müziğin ritmine odaklanabilmek gibi örnekler öğrenmemizin gerçekleştiğini gösteriyor.

Bu bilgi, beceri ve tutuma sahip olmak için neler olması gerektiğini ve sırayı yazmak çok kolay. Maalesef bu adımlarını atması gereken kişi biz olunca, iş o kadar kolay olmuyor. Burada da her şeyde olduğu gibi, bunun kolay olup olmayacağı da kendimizi tanımamızla ilgili. Tanıyorsak işimiz kolaylaşıyor, hangi adımda nereye basmamız gerektiğini biliyoruz ve attığımız adımlarda terslik çıkma olasılığını azaltıyoruz. Kendimizi tanımanın yanında uygulama kısmında birçok uzmanın söylediği efor-emek harcamamız gerektiğidir. 10.000 saat harcanması gerektiği ya da saat belirtmeksizin efor harcanması gerektiği söyleniyor.

Yeni bir şeyler öğrenmek, bunları hayata geçirmek, kullanmak beynimizi de bizi de değiştiriyor.

Bu konuyla ilgili harcamamız gereken emeğin ne olduğu ve beynimizin nasıl değiştiğini anlatan çok güzel bir video var, 18 dk bulduğunuzda izlemenizi tavsiye ederim.

 

 

Herkesin öğrenme yöntemi ve gereken tekrar sayısı farklı. Siz en iyi nasıl öğrendiğinizi araştırın. Beyniniz için sağlıklı olan bu davranışları tekrar edin ve sağlıklı olmayan davranışlardan vazgeçin.

Yaptığımız her şey, karşılaştığımız ve deneyimlediğimiz her şey beynimizi değiştiriyor.

İstediğiniz beyni ve bununla birlikte hayatı yaratmak sizin elinizde.

Hayaller ne zaman gerçekleşir?

Hayallerimizin hedeflerimiz haline gelmesi için belki herkesin kendisine çizdiği bir yol var. Özellikle 2014 yılından beri benim yöntemim, hayallerimden en çok gerçekleşmesini istediğim üçünü seçiyorum. Bu sayı benim için 3, belki başka birileri daha fazlasını yapabilir. Bu 3 hedefim için sırasıyla aşağıdakileri yapıyorum:

  1. Hedefimi tam olarak (tarih ve kaynak kısıdıyla birlikte) belirliyorum.
  2. Bu hedefleri gerçekleştirebilmem için hangi sırayla ne yapmam gerektiğini yazıyorum. Aksiyon planı oluşturma-ama yazılı olarak.
  3. Sonra da gerçekleşen gerçekleşmeyen takibi yapıyorum.
  4. Gerçekleştiremediklerim varsa onlar için ne yapmam gerektiğini belirliyorum.

2016 için planlarım aşağıdakilerdi:

  • Ailemle daha fazla vakit geçirebilmek
  • Yeni bir iş, ama benim işim – Esnek çalışma saatleri olan 🙂
  • Kitap yazmak

Ailemle daha fazla vakit geçirmek istiyorum, çünkü hem 2 çocuğumla hem eşimle hem annemle hem de kardeşimle geçirdiğim zamanlar bana yetmiyor. Hepsiyle ayrı ayrı bambaşka şeyler yapmak istiyorum, ama zaman yetmiyor.

Yeni bir iş… Hem daha fazla yaratıcılığımı kullanabileceğim bir iş -ki bu yaratıcılık konusunda Creative Confidence (Yaratıcı Özgüven) kitabı karar almamı kolaylaştırdı- hem de birinci hedefimi de gerçekleştirmemi destekleyeceğini düşündüğüm için beni iyi hissettireceğini düşünüyorum.

Kitap yazmak… Yazmak çocukluğumdan beri beni çok rahatlatır. Kendimce küçük küçük hikayeler yazdım, çok uzun seneler günlük yazdım. Kızıma hamileydim ona bir şeyler yazdım(k). (Eşimle beraber) Sonra kızım 2 yaşına gelinceye kadar yazdım. Şimdi oğlum için yazmaya çalışıyorum. Blog yazıyorum. Ve hepsinden çok keyif alıyorum… Bir gün kızım “büyüyünce sence ne olayım anne?” diye sordu. Yazar mı oyuncu mu ressam mı? Hangisini isterse onu seçmesi gerektiğini söyleyince benim fikrimi öğrenmek istediğini söyledi. Ben olsam yazar olurdum, yazı yazmayı çok severim çünkü dedim. Keşke yazar olabilseydim dediğimde kızım neden şimdi olmuyorsun dedi. Evet! Neden şimdi olmuyorum? Tersine mentörlük bu olsa gerek! Yazar olurum olamam, kitabım okunur okunmaz bilemem ama denemeye değer. Lisedeki edebiyat öğretmenim Zühtiye Yılmaz’ın verdiği hacca giden karınca örneği gibi…Hacca giden karıncaya senin ömrün yetmez gitmeye demişler. Karınca “olsun hiç değilse hac yolunda ölürüm”demiş.

Şimdi bunlardan ilk ikisi gerçekleşti, kendi işim var ve çocuklarımla daha fazla vakit geçirebiliyorum. Kitabı da yazmaya başladım, 2017 Haziran bitirmek hedefim.

Planlarınız ve arkasında bir aksiyon planınız var mı? Tüm bunları yapmak için de çaba sarf ediyor musunuz? Emin olun emeğinizin karşılığını alacaksınız.

Gelecek An’lar İçin Bugün Başla

Hayatımızda birçok olay oluyor. Bazı olayları ve bunların karşısındaki hislerimizi fark ediyor, anılarımız arasına o duygularla birlikte ekliyoruz. Zaman akıp giderken, bugünden dündeki halimize bakınca değişimi görebiliyoruz. Değişim sürekli, biz bu hayat koşuşturmacası içinde bu değişimi ya da neden değiştiğimizi fark edemiyoruz. Ama eminim hepimiz, değişimin hayatımızın bir parçası olduğunu kabul ediyoruz. Herakleitos’un dediği gibi “Aynı nehirde/suda iki kez yıkanılmaz.”. Ne nehir aynı nehir, ne de içine giren biz aynı biz. Değişimi bu kadar sürekli kılan ve hayatımıza yön veren ayrıntılar, bilinçli olarak seçim yaptığımız ve farkında olduğumuz ya da bilinçsizce bir yoldan gittiğimiz zamanlarda oluşuyor. Bilinçsiz yol tercihlerimizde de, o olayı ya da durumu tam olarak fark edemediğimiz anlar olabiliyor. Geçmişte oluşmuş değişim “an”larımız var, belki geriye bakıp düşündüğümüzde nedenlerini bulabileceğimiz zamanlar… Gelecek “an”lar ise, bizim için hala mutluluğun habercisi olacak zamanlar ve bu anları oluşturmak elimizde.

Tüm girdilerin aynı olduğu, yani bu hayatta aynı zaman, aynı yer ve aynı şartları yaşayabileceğimiz tek bir an olduğunu bilmek size ne hissettirir bilmiyorum ama, bana her anın kıymetini bilmem gerektiğini hatırlatıyor. Mutluluğu hissetmek, gülmek, paylaşmak, sevmek, üzülmek, ağlamak, heyecanlanmak için “an”ları doğru değerlendirmek gerekiyor. Bu hayatta sizin için değerli olan ne? En çok hangi duyguyu, olayı yaşamak istiyorsunuz? İnsanlara bir şey söylemek isteseniz, ne söylerdiniz? Geçenlerde bana bir billboard verdiler (hayali tabi 🙂 ), ne istersem yazabileceğimi söylediler. Ben “Siz yap(a)mazsanız, (sizin için) kimse yapmayacak” yazdım. Hem kendimiz için hem de başkalarına fayda sağlamak için biz bir şeyler yapmazsak kimse yapmayacak. Ben, önce kendimizden başlayalım, sonra başkalarına faydamız dokunsun diyorum.

Size bir billboard verilse siz ne yazardınız? Bunu yazmanızın altında yatan nedeni hiç düşündünüz mü?

Hadi, şimdi düşünmeye başlayın. Belki düşündükleriniz 2017 yılınıza yön verir…

Nasıl motive olurum? Olursun? Oluruz?

Motivasyon, kişisel bir kavramdır. Sizi motive eden bir şey beni hiç ilgilendirmeyebilir ya da beni çok heyecanlandıran ve motive eden şey sizin umurunuzda olmaz. Ben iç motivasyonu yüksek bir insanım, dış kaynaklar benim motivasyonumu çoğunlukla etkilemez. Nelerin beni motive ettiğini bilsem de, uzun zamandır adını koyamadığım bir motivasyon kaynağım vardı. Okuduklarım, duyduklarım, dinlediklerimden anlıyorum ki o kaynak özerklikmiş.

Özerklik, Daniel Pink’in Tip X ve Tip I olarak adlandırdığı davranışlardan olan Tip I davranışının temellerinden biri. Tip X dış motivasyona ihtiyaç duyanlar ve Tip I ise iç motivasyona ihtiyaç duyanlar olarak adlandırıyor. Tip I, dış isteklerden daha çok, içsel arzularla hareket ediyor. Tip I davranışındaki kişiler, özerklik, amaç ve ustalıkla besleniyorlar.

ÖZERKLİK

 Özerklik, insanların özgür bırakılması, ne zaman ne yapacaklarına ve nasıl yapacaklarına kendilerinin karar verebilmesi…  ABD’deki bir şirkette özerklik konusunda bir deney yapıldı. Firma Meddius, CEO Jeff Gunther. Bilgisayar yazılım ve donanımı üzerine faaliyet gösteren firmada, insanların çalışma programları, saatleri kaldırılıyor. Belli bir ofiste, yerde çalışmaları gerekmiyor. İşlerini ne zaman, nasıl ve nerede yapacaklarına tamamen kendileri karar veriyorlar. Tek şart var, o da işlerini yapmaları. Böylelikle firma sonuca odaklı bir çalışma ortamı (ROWE-Results Only Work Environmet) haline geliyor.

Gunther, 2008 Aralık’ta yaptığı açıklamada yeni yılın ilk 90 gününde ROWE adlı bir deney yapılacağını çalışanlara açıklıyor. Başlangıçta insanların durumun farkına varıp bu esnekliği kullanamadıkları söyleniyor. Ancak birkaç haftadan sonra uygulama, insanlar tarafından algılanıp uygulanmaya başlandığında verimliliğin arttığı, stresin azaldığı tespit ediliyor. Deney başarılı olmuş ve sürekli olarak uygulama kararı alındı.

Gunther, çalışanların firmada değilken ne yaptıkları ile, ne kadarlık zamanlarını işe ayırdıkları ile ilgilenmiyor. O, sadece sonuç alınıp alınmaması ile ilgileniyor.

USTALIK

 Eski tip motivasyon çalışan ve yönetici arasında itaatten bahsederken, artık motivasyon sorumluluk üstlenmeyi gerektiriyor. Y kuşağının sorumluluk ve yetki istediğinden sıklıkla bahsediliyor. Ustalık, ancak sorumluluk alarak oluşuyor.

Motivasyon ve temelinde yatan duygularımızla ilgili yapılan bir çok araştırma var. Belki de Yalın Yönetim felsefesinde işlerin de doğru şekilde gidebilmesini sağlamanın yolu AKIŞı sağlamak olduğu için, motivasyon konusunda Csikszentmihalyi’nin Akış teorisi bana çok anlamlı geliyor. Csikszentmihalyi’nin yaptığı deneylere göre insanların en tatmin olduğu anlar, hayatlarında en üst seviyeye ulaştıkları zamanlar, insanların akış halinde oldukları anlarda yaşanıyordu. (1)

Akışta en önemli olan, kişinin sorumluluğu olan işle, yapabileceği yeteneğin kendisinde olması arasındaki uyum.

AMAÇ


Csikszentmihalyi’ye der ki : “Amaç, yaşamak için gereken hareket enerjisini sağlar.” Sizin her sabah yataktan çıkmanızı sağlayan şey ne?

Csikszentmihalyi’nin Akış ile ilgili deneylerini kullanarak motivasyonumuzu yüksek tutmanın, kendimizi tanımamızın bir yolu var. Bunun için yapmanız gerekenler :

  1. Kendinize bir alarm oluşturmak.
  2. 1 hafta boyunca rastgele zamanlarda kırk kez çalacak şekilde düzenlemek.
  3. Alarm çaldığında ne iş yaptığınızı ve kendinizi nasıl hissettiğinizi yazmak. Akış hissinde miydiniz?
  4. Hislerinizi kayıt altına almak.

Bu gözlemlerden yola çıkarak;

  • iyi hissettiğiniz anlarda ne yapıyordunuz?
  • içsel motivasyon kaynağınız neydi?
  • bu anları arttırmak için ne yapabilirsiniz?

En başta motivasyonun kişisel bir kavram olduğunu söylemiştik. Bu nedenle kendi motivasyon kaynağınızı ve kendiniz için doğru yolu kendiniz bulmalısınız.

Yolunuz açık olsun 🙂

(1)Daniel Pink “Drive” kitabından alıntı.

Erteleme Mazeretlerinizi Yenmenin 6 yolu

Sözlük anlamı başka bir zamana bırakmak olan ertelemek, hemen hemen hepimizin yaptığı bir eylem. Konuyla ilgili yapılan birçok araştırma, erteleme sıklıklarımızın birbirinden farklı olduğunu gösteriyor. DePaul Üniversitesi’nden Joseph Ferrari’nin araştırmasına göre insanların %20si kronik erteleyici. Erteleme alışkanlığı olan insanların %95i ise bu alışkanlığı ya da yaşamı üzerindeki etkisini azaltmak istiyor. Çünkü ertelemek, hayatımız üzerindeki işleri yapamama ve mutsuzluğumuza neden olduğu gibi maliyet kayıplarına da en oluyor. 2012 yılındaki raporlara göre işleri ertelemenin maliyeti yıllık olarak çalışan başına 10.396$.

Erteleme nedenlerini 5 ana başlıkta toplamak mümkün :

  • Zamanlama : İşin bitiş zamanına göre, işe ne kadar önce başlamak gerektiğini planlayamamak
  • Düşünmeden hareket etmek : Daha eğlenceli bir şeyler karşımıza çıktığında bunlarla ilgilenerek zamanımızı kullanmak. Tim Urban, Ted Talks konuşmasında, eğlenceyi bulduğumuz zamanlardaki ertelemelerimizi çok güzel anlatıyor.

Tim Urban Ted Talk

  • İşin sevimsiz görünmesi : Hepimizin zayıf yanları var, bunları kullanmamız gereken işler ile karşılaşmak.
  • İşin bizi geciktireceğini düşünmek : İşin çıktısının mükemmel olmayacağından endişelenmek.
  • İsyankarlık : Bize empoze edilen bir işi, bize ne yapılması söylendiği için yapmak istememek.

Ertelemek, bütün bu nedenlere bilinçaltımız tarafından tepki verilmesi ile oluşur.

Piers Steel’in bir bireyin ertelemesinin ölçülebilmesi için oluşturduğu ve 2007 yılında yayınladığı bir formül var: (*)

Kullanılabilirlik = Verilen Görev * Görevi bitirmenin değeri / İvedilik * Kişinin gecikmeye olan hassasiyeti

Kullanılabilirlik => Görevin çekiciliği olarak nitelendiriliyor.

Bu formülden de yola çıkarak görevin niteliği kadar bizim kişilik özelliklerimizde o işin ertelenip ertelenmeyeceği konusunda belirleyici oluyor.

Peki erteleme huyumuzdan nasıl vazgeçeriz ya da azaltırız?

  1. Bakış açınızı değiştirerek : Görevin olumsuz yanlarına odaklanmak yerine olumlu yanlarını görmeye çalışmak.
  2. Hedefler belirleyerek : Kendimize bu alışkanlığımızı iyileştirmek için hedefler koymak ve onları takip etmek. Tabi bunların gerçekçi hedefler olması gerektiği de aşikar.
  3. Görev ile ilgili belirsizlikleri azaltarak : Beynimiz belirsizlikleri tehlike olarak algıladığından işe başlamayı erteleriz. Belirsizlikleri açıklığa kavuşturmak. Teslim tarihi belli olmayan işlerimiz varsa onlar için kendimiz bir teslim tarihi belirleyebiliriz.
  4. Benzer işi yapan ya da yakın çalışılan bir kişiyi izleyerek : “Ne yapıyor, nasıl yapıyor” sorusundan çok sizin erteleme sebeplerini onun nasıl ortadan kaldırdığını görmek.
  5. Günlük rutin oluşturarak
  6. Görevi küçük parçalara bölerek : Küçük parçalara böldüğümüz görevi yönetmek daha kolay, daha az göz korkutucu olacak.

Bunların her biri de denenebilir, ertelemenizin altında yatan gerçek nedeni bulabiliyorsanız size uygun olanı da seçebilirsiniz.

Bunların dışında sizin erteleme sebepleriniz ya da çözüm yollarınız neler?

ANA SAYFA

GÖNÜLLÜ PAYLAŞIM

BUÇAD’da iş hayatına hazırlık programımız sona erdi, bugün öğrencilere katılım sertifikalarını da verdik. Kapanış seramonisi ile süreci tamamladık.

Keyifle verdiğimiz eğitim, öğrencilerle geçirdiğimiz soru-cevap seansı ve keyifli sohbetler. Kendimden öte başkalarına bir faydamın dokunması… Bu zamana kadar öğrendiğim, deneyim sahibi olduğum konularla ilgili paylaşımda bulunmak ve bana verilenlerin karşılığını bir şekilde geri ödeme şansı bulmak.

Daha nice keyifli zamanlar, paylaşımlarda birlikte olmak dileklerimle….