GÖNÜLLÜ PAYLAŞIM

BUÇAD’da iş hayatına hazırlık programımız sona erdi, bugün öğrencilere katılım sertifikalarını da verdik. Kapanış seramonisi ile süreci tamamladık.

Keyifle verdiğimiz eğitim, öğrencilerle geçirdiğimiz soru-cevap seansı ve keyifli sohbetler. Kendimden öte başkalarına bir faydamın dokunması… Bu zamana kadar öğrendiğim, deneyim sahibi olduğum konularla ilgili paylaşımda bulunmak ve bana verilenlerin karşılığını bir şekilde geri ödeme şansı bulmak.

Daha nice keyifli zamanlar, paylaşımlarda birlikte olmak dileklerimle….

Advertisements

Şikayet etmek yerine iyileştirsek?

Sürekli iyileştirme ve gelişim isteği, mevcut durumu yetersiz görmekle başlar. Yani PROBLEMİ görmek ve tespit etmekle… Sürekli iyileştirme felsefesinde amaç, firmanın genelinde PROBLEMİ görebilen insanlar yetiştirmektir.

Mevcut durumun yetersizliği nasıl ortaya çıkıyor? Bir hedefimiz olursa ve bu hedefler için belirlediğimiz göstergeler varsa, içinde bulunduğumuz durumda iyi miyiz kötü müyüz bilebiliriz.

Hasta olduğumuzu düşünüyorsak doktora gittiğimizde nasıl doktor ateşimize, tansiyonumuza, kan tahlilindeki değerlere ya da gerek olan diğer tahlillere bakarak karar veriyorsa, firmalarda da ateşimizin yüksek olup olmadığını ölçmemiz gerekiyor.

Ateşimiz olup olmadığını görmek için hedef 36,5 derece.

Peki firmalardaki hedeflerimizi nasıl belirliyoruz?

Hedeflerimiz TOMBUL olmalı diyor Ahmet Şerif İzgören.

Tatmin edici _ Başarı kriterim ne olacak?

Ortak _ Ortak alınmış olmalı.

Mantıklı _ Şartlar uygun mu? Bu dönemde ihtiyacım var mı?

Belirgin _ Nerede, Kim, Nasıl yapacak sorularımın cevabını alıyor muyum?

Ulaşılabilir _ Ulaşılabilir olup olmadığına biz karar veriyoruz. 3 ayda

Limitleri belli _ Zaman sınırı, bütçe kısıtı, v.b. tanımlı

Hedeflerimizi belirlerken bu kriterleri göz önünde bulundurursak;

  • mevcut durumumuzda nerede olduğumuzu
  • ulaşmak istediğimiz yere ulaşmak için neler yapmamız gerektiğini belirlememiz
  • aldığımız aksiyonlarla hedefimizin neresinde olduğumuzu

takip etmemiz kolaylaşır.

Müşteriye teslimat zamanlarında problemimiz var. %100 teslimat performansı ile çalışmam ız gerekirken %90 performans ile çalışıyoruz. Hedefimiz, teslimat performansımı 6 ay sonra %100e çıkartmak. Bu hedefi gerçekleştirmek için sevkiyat planlama ve üretim planlama mühendisi birlikte çalışacak, yapılacak çalışmada ekstra maliyet oluşturulmayacak.

Bu hedef TOMBUL oldu mu? Artık iyileştirme çalışmalarıma kök neden analizi yaparak başlayabiliriz.

Firmalarda iş güvenliği, kalite, maliyet, süreler ve moral&motivasyon başlıklarında belirlenecek göstergeler ve bu göstergeler için belirlediğimiz hedeflerle yolumuzu çizeriz. Mevcut durumla gelecek durum arasındaki bağlantıyı da, belirleyeceğimiz aksiyonlarla kurarız.

Kişisel olarak da özel hayatımızda, iş hayatımızda ne olmasını istiyoruz sorusuna cevap vermekle hedeflerimizi belirlemeye başlayabiliriz.

“Nereye gitmek istediğini bilmiyorsan hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok” diyor Alice harikalar diyarında tavşan Alice’e. Önce gelecek durumda nerede olmak istediğinizi belirleyin. Sonra, aklınız aradaki boşlukları doldurmak için, ne yapmalıyım sorusunun cevabını aramaya başlayacaktır.

Sürekli iyileştirme, bize liderlik şansı tanıyan, şikayet etmek yerine aksiyon almaya götüren bir süreç. Farkında olup harekete geçme zamanı!

MUTLULUK ELİNİZDE !

Hayatta neyin bizi mutlu edeceğine dair sosyal medyada, gazetelerde, konuşmalarda, daha birçok yerde çok fazla bilgi var. Benim hayattaki amacım mutlu olmak ve mutlu etmek olduğu için bu konu belki hepinizden biraz daha fazla ilgimi çekiyor.

Çocuğumun ne eğitim aldığı, hangi mesleği seçtiği ya da seçeceği, hangi konularda çok, hangi konularda daha az bilgi sahibi olduğu gibi performans kriterleri beni çok da fazla ilgilendirmiyor. Bizim ebeveynler olarak yapmaya çalıştığımız, gelecekten beklentisinin sadece mutlu, sağlıklı olmak olduğunu anlatmak ve aynı zamanda bu şekilde davranmak. Belki çok klişe ama sevdiği işi yapmasını, en çok kendisine neyin mutluluk verdiğini bulması gerektiğini de söyleyip duruyoruz.

Birlikte çalıştığım ekip için düşünürsek, artık onlar işlerini seçmişler. (Hala vazgeçip bambaşka bir alana yönelmek hala ellerinde, “iş işten geçti” anlamında söylemiyorum bunu 🙂  )  Bu seçimin diğerine göre daha belirgin ve bu “an”da olduğunu düşünürsek hepimiz için işimize mutluluk ya da eğlence katmanın yollarını aramak, bence hepimizin yapması gerekenler arasında listede 1 numara.

Bu yazıyı yazma sebebi ise şimdiye kadar yapılan, en uzun soluklu mutluluk araştırmasından bahseden bir TED konuşması. Ve bu konuşmanın mutluluk için zor ama kolay bir tarif vermesi ve bu tarifin hepimiz için aksiyon alabileceğimiz bir alanı içermesi.

Bu araştırmada, hayattaki mutluluğun ne olduğu 1980-1999 arası doğan kişilere sorulmuş. Ankete katılanların %80i aşağıdaki cevabı vermiş.

  • Zengin olmak
  • Şöhret olmak

Şimdiki gençler mi böyle eskiden de böyle miydi sorusunun cevabı. Evet, eskiden de insanlar mutlu olmanın yolunun bu ikisi ile ilgili olduğunu düşünüyorlarmış.

Yaptıkları araştırmada kişilerin çocukluk, gençlik yıllarından itibaren takip edilebilmesini ve davranışlarını, sağlık durumlarını, çocukları ve eşleriyle ilişkilerini, v.b. bilgileri takip etmeye başlıyorlar. Araştırmada takip edilen kişiler şu anda 80-90 yaşlarında.

Araştırmayı, araştırmanın içinde olan kişiden dinlemeniz en sağlıklısı.

Benim  kendime özet olarak aldığım bilgiler :

İyi ilişkiler bizi daha mutlu ve sağlıklı tutar.

Bizi mutlu ve sağlıklı tutacak ilişkilerle ilgili ne öğrendim:

  1. Sosyal ilişkilerin gerçekten yararlı olduğu ve yalnızlığın insanı öldürdüğü
  2. Önemli olan yakın ilişkilerinizin ne kadar iyi olduğu (Facebooktaki arkadaş sayımızın değil)
  3. İyi ilişkilerin sadece bedenimizi değil, beynimizi de koruduğu

Araştırmanın sonucuna bakılırsa 50li yaşlarımızdaki ilişki durumumuz, 80li yaşlarda ne kadar sağlıklı ve mutlu olduğumuzu belirliyor.

Mutlu olmak istiyor musunuz? Öyleyse 50li yaşları beklemeden aksiyona geçmek için engeliniz ne? 

Kaplumbağa Terbiyecisinin Sırrı seminerinden notlar

Bu akşam kısa ama çok etkin bir seminere katıldık, “Kaplumbağa Terbiyecisinin Sırrı” semineri.

Teoride çok iyi bilinen liderlik ilkelerinin anlatılması kısmında çok iyi, uygulamada ise sınıfta kalındığı örneklerini gördük. 2 güzel özet çıkardım, liderlik etmek için yapılası konuların başında olması gerekenler:

1. ÖĞRENME & ÖĞRETME

Birine bir şeyi anlattığımızda işi hemen alıp yapmasını mı bekliyoruz? Onun öğrendiğinden bizim anlatabildiğimizden emin miyiz? Ortada bir problem varsa yapılamayan bir iş varsa dönüp “kim yaptı” sorusunu değil, “neden oldu” sorusunu sormamız gerekiyor. Türkiye’deki kurumsal iştah kapatıcılar listesinde yer alan maddelerden “İş iyi giderse Allahtan, kötü giderse yapandan bilinmesi”ne imkan vermemeli.

Öğrenmenin aşamalarında ilerleyebilmek için kişinin farkındalığını arttırmak, sabır ve azimle denemesini sağlamak konularında öğrenen kişiye destek olmalıyız. Anlattıklarımızla onu gerçekten bu noktaya getirebiliyor muyuz?

İpe nasıl düğüm atılacağı eğitmen tarafından kişilere gösterildi. Neden yapamıyorlar?

Gösterildikten sonra adımları ile birlikte anlatıldı. Yine olmuyor. Neden?

Kişinin anlatılanı anlayıp işi uygulayabileceği bir şekilde anlatmak ve anladığından emin olmak gerekiyor. Bu anlatanın sorumluluğu…

2. GÜVEN

Dürüstlük + Sorumluluk + Tutarlılık = Güven

Yaptıklarımızla söylediklerimiz ne kadar tutarlı? Yaptığımız işin sorumluluğunu alıyor muyuz? İnsanların güvenebileceği biri olmak hem çok kolay hem çok zor. Kolay davranışlarınız ve söylemleriniz tutarlıysa kolay. Zor çünkü “Güven ruh gibidir, bir kere çıktığı bedene tekrar girmez.” demiş Shakespeare.

Her ikisinde de bence ortak olan, ne yapıyorsanız yapın, hangi amaçla yapıyorsanız yapın karşıdaki kişinin, sizi anladığı kadarsınız. Bu nedenle onların nasıl anlayacağını düşünerek, empati kurarak adımlarımızı atmak, her bireyin birbirinden bu kadar farklı olduğu bu dünyada herkesin işini kolaylaştıracaktır.

Geri bildirimde bulunmak çok mu zor?

Bir firmaya iş veriyorsunuz, teslim tarihi Çarşamba günü olan bir ürününüz için Çarşamba sabahı aradığınızda “Cuma günü teslim edeceğiz biz onları” cümlesini duyunca ne yaparsınız?

Ya da bir iş arkadaşınızdan size gelecek bir raporu kullanarak hazırlayacağınız bir doküman var. Dokümanı zamanında yetiştirebilmek için ondan raporu Salı öğleye kadar alabilmeniz gerekiyor. Salı öğlen onun gerçekten yetiştirmek için çok uğraştığını ama raporu zamanında yetiştiremeyeceğini öğreniyorsunuz. Ne yaparsınız?

Bunların olmasını engellemek için iş yerlerinde ne yapmak gerekir?

Raporla-Haber Ver-Danış felsefesini uygulasak? Bir işi yaparken konuyla ilgili olan kişileri sürece dahil etsek ve durumu yerinde kontrol ederek bilgilendirme yapsak, gerektiğinde yöneticimizin ya da arkadaşlarımızın da desteğini alarak ilerlesek.

  • Raporla :
  1. İşin yapıldığı yere düzenli olarak gidip durumu gözlerimizle görelim
  2. Plana göre nerede olduğumuzu tespit edelim (PUKÖ)
  3. Durumu raporlayalım. (5N 1 K kullanarak)

Kaynak Bölümünün şefi Selim, Takım lideri Mehmet’e fikstür revizyonuyla ilgili bir görev verir. Perşembe günü revize edilmiş fikstürle yeni üretim yapılacaktır.

Mehmet işi bitirince Selim’e haber verecektir. Ama Çarşamba günü bir problem olur ve Mehmet Selim’e gecikmeyi haber verir. Selim gecikme karşısında şok olur.

Sizce Mehmet ne yapmalıydı?

  • Haber Ver :
  1. Önce sonucu, sonra gelişmeleri aktaralım. (Bilgi verdiğiniz kişi önce sonucu duymak ister)
  2. Önce gerçek durumu açıklayalım, sonra kendi görüşlerimizi ekleyelim.
  3. Verilen görevi tamamlayınca görevi veren kişiye hemen bilgi verelim.
  4. Planda bir değişiklik olduğunda bilgi verelim.
  5. Anormallik olduğunda bilgi verelim.
  6. İşler kötüye gidiyorsa daha erken bilgi verelim.
  7. Olabilecek problemleri önceden haber verelim. Varsa çözüm önerilerinizi ekleyelim.
  8. Kısa, kesin ve basit ifadeler kullanarak rakamlarla ve isimlerle konuşalım.
  • Danış
  1. Bütün problemleri kendimiz çözmeye kalktığımızda  her şey daha kötüye gidebilir.
  2. Takım olarak problemi nasıl çözebileceğimize odaklanalım.
  3. Yöneticimizin ve/veya arkadaşlarımızın desteğini isteyelim.

Tüm bunları yapmak çok basit gibi görünse de bu basamaklardan birilerini atladığımızda süreçle ilgisi olan kişileri eksik bilgilendirmiş oluyoruz. Süreç hakkında bizim bildiğimiz bazı konuları bilmesinin süreci ne kadar geciktireceğini ya da problemi onun da zaten görebileceğini düşünüyoruz.

Hiçbir konuda varsayım yapmasak, düşündüğümüzü ya da durumu net olarak aktarıp teyidini alsak hepimiz için iş yapmak daha kolay olmaz mı?